Ana içeriğe atla

sayma bereketi kaçar!

geldiğimden beri ara ara kaç gün oldu, kaç hafta oldu, kaç ay oldu diye sayıyorum. 

şimdilerde hamile kadın matematiği;

- kaç ay oldu geleli?
- 14 haftalık canım, 14 hafta 5 gün

bazen üzerinden 1 hafta bile geçmeden tekrar sayıyorum, himmet ağğğbiii hesabı.

geçen süre çok uzun gibi geliyor, günler hızlı geçiyor, baksana mayıs geldi derken bitti bile, ama sayıyorum yine 3,5 ay çıkıyor sonuç. Ocak ortası geldin -2 hafta, arada istanbul'a gittin 2 hafta da öyle geçti, yani -1 ay yaz hesaba: 4,5-1= 3,5. 

hem uzun hem kısa süre aslında.
bu hesaplamaları daha çok kendimden bir şeyler beklediğimde, başarısız hissettiğimde, zaman boşa geçiyormuş gibi geldiğinde yapıyorum. şunu demek için kendime, "daha dur zamanı var", "kendine yüklenme"

canım sıkılsa canımın sıkılmaya hakkı yokmuş, çünkü londra'daymışım daha ne istiyormuşum. bunu kimse demiyor ama biliyorum öyle.
üzerime yapışan bir şeyler var, sanki farkında olmadan yerdeki etikete basmışım ayağımda yollar boyu sürüklüyorum ya da oturduğum koltukta sakız varmış popomda onunla dolaşıyorum. farkında değilim ama rahatsız ediyor.
acaba diyorum ben mi yapıştırdım onları, deli miyim neden yapıştırdım. sök kurtul madem öyle.
ne konabiliyorum ne uçabiliyorum gibi, havada asılı kalmışım esen rüzgara göre hareket ediyorum gibi.

bir de biliyorum ki hayat bu derece salınmaya uzun süre izin vermez. ya hayat çarpar seni yere, ya sen bir şekilde seni uçuracak, konduracak bir şeyini keşfedersin. hangisi önce olacak bir fikrim yok.

özledim, özlüyorum... sevdiklerimin kokusu burnuma geliyor, moda'nın fotoğraflarını görünce içimde bir yerler tıkır tıkır ediyor sanki, mıknatıs görmüş ama yeterince de yakında olmayan demir parçası gibi kıpraşıyorum. bir anda yüzümde ince sicimlerle, tel tel bir şeyleri çekiyor aşağı doğru bu mıknatıs, çenemden aşağı sim gibi dağılıp dökülüyorlar öyle.

sonsuza eklesen de çıkartsan da sonsuzdur, değişmez diye öğrendik. 
külliyen yalan her zaman, her şey değişir.
insanlığın başlangıcından bugüne kadar geçen zamanın saniyelerini saysak sonsuz diye tanımlanır, nasılsa bir şey değişmeyecek diye zamanı saymayı, doldurmayı, yaşamayı bırakıyor muyuz?
hepimizin hayatı sonsuz+1 ve güzel kısmı da orası.
geçtiğimiz yerde bıraktığımız koku, duygu, ısı, esinti, işte bunlar zamandaki izlerimiz.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bosluk-finilfih

kesin bir yerlerde, bir dilde, "aklindan yuzlerce cumle gecirip hicbirsey soylememek" anlamina gelen tek bir kelime vardir, yoksa da ben hemen yaratiyorum: "finilfih" bu aralar finilfihim biraz. yazacak dusuncem, anlatacak duygum olmadigindan degil. sacma sapan seyler de var, cok tatli seyler de. sadece paylasima kapaliyim bu ara, gecer ama yakinda.

Planladigim sey bu degildi

Hosbulduk!  Bu ara butunlesik saglikli yasam amaciyla (tercumesi akil sagligimi korumak)  gunluk 20-30dk arasi yuruyus yaptigim parkin kapisi. Yani amacim senede bir, iki senede bir yazmak degildi buraya. Aklima estikce bile yazamadim. Zannetme ki unuttum, iki senedir aklima bir cok kez geldi buraya bir seyler dokmek veya paylasmak. Bir cok gezi yaptim mesela sevdiklerimle (Nantes, Ibiza, Lisbon, Valencia, Brittany, Limoges, Guney Afrika, Los Angeles-San Francisco, Kas), onlari aktarmak istedim ara ara, sonra zaman uzayinca amaaan dedim ve isin kolayina kacip instagram postu olarak yayinladim. Sonra birkac kez canim cokca sikildi, genel hayatla, dünyada ve turkiye'de olanlarla ilgili olarak bu. Son 1 senedir de dunyada olup bitenler bayagi domine eder oldu duygu ve dusuncelerimi. Insanlik olarak nereye gittigimizi sorguluyorum. AI ve robotlar bizim icin tehlike mi diye dusunurken, bizzat insanligin kendisi icin en buyuk tehlike oldugunu goruyoruz. Tabii AI ve robotlar neden te...

gecen sene bu zamanlar

bir yol telasi, bir yeni hayata baslangic heyecani, bir birakip gitme huznu, bir tanimlanamayan ama tartsan 100kg gelecek duygu yogunlugu... 15 Ocak'ta Londra Stansted'tan ilk girisim, ay sonunda donup evi kapatirim, isimden ayrilisimi tamamlarim derken, sinirlarin kapatilmasi ve Subat sonuna kadar burada kalisim. O periyotta ev tutarak, buradaki yerlesikligimin ilk resmi adimini atmam, duygu dalgalanmalari, kopuslar, donusler, alismalar, ozlemeler, aglamalar-ama deli gibi, kavusmalar, hastaliklar, mutluluklar-sanki hep oyleymisiz gibi, geriye geriye gelisler derken burada tekrar tasinmam ve sanki hem goz acip kapayincaya kadar, hem 3 sene gibi gecen 1 sene. bazi seyler hic degismezken, cok seyler de degisti. birak satir aralarini, kelime aralarinda yazmadiklarimdan 50 sayfa daha cikar. kendi hayatimin senaryosunu ben yazsam (biz yazmiyor muyuz zaten?!) boyle olmazdi, ama simdiye kadar iyi ve kotusuyle butun olarak bakinca fena gitmemis. hele su siralar sahnelenen kisim cok iyi...