Yani amacim senede bir, iki senede bir yazmak degildi buraya. Aklima estikce bile yazamadim. Zannetme ki unuttum, iki senedir aklima bir cok kez geldi buraya bir seyler dokmek veya paylasmak.
Bir cok gezi yaptim mesela sevdiklerimle (Nantes, Ibiza, Lisbon, Valencia, Brittany, Limoges, Guney Afrika, Los Angeles-San Francisco, Kas), onlari aktarmak istedim ara ara, sonra zaman uzayinca amaaan dedim ve isin kolayina kacip instagram postu olarak yayinladim.
Sonra birkac kez canim cokca sikildi, genel hayatla, dünyada ve turkiye'de olanlarla ilgili olarak bu. Son 1 senedir de dunyada olup bitenler bayagi domine eder oldu duygu ve dusuncelerimi. Insanlik olarak nereye gittigimizi sorguluyorum. AI ve robotlar bizim icin tehlike mi diye dusunurken, bizzat insanligin kendisi icin en buyuk tehlike oldugunu goruyoruz. Tabii AI ve robotlar neden tehlike diye dusunuyor olmamizin sebeplerinden biri de, bu teknoloji ve araclarin gucu elinde bulunduranlar tarafindan nasil yonetilip, yonlendirilecegini bilmedigimizden-ya da bildigimizde daha dogrusu...
King's Cross and St.Pancras International Station
Son birkac aydir da, daha kucuk bir etki alani icinde, kendi issizligimle ugrasiyorum. Yeni is bulmak, buraya gelmemi saglayan vize tipiyle ne kadar zormus onu goruyorum. Her gun, her hafta yeniden dogup yeniden oluyor duygularim, bir nevi Deadpool-Emotions : ))
Yorucu baya.
Hayatin filmlerdeki gibi olmayisi sorunu.
Sonra diyorum- kendi sorunlarima uzulurken genelde olan sey- insanlarin her gun basina bombalar yagiyor, sevdiklerini kaybediyorlar, aclik-susuzluk ve hastalikla mucadele ediyorlar, senin yeni is bulmak icin her gun hissettigin yorgunluk ve caresizlik ne ki!
Iste hayatin filmlerdeki gibi olmasini isterken bunu kendim icin istemiyorum sadece zaten.
Bir parmak citlatmasiyla bir seyleri degistirmedeki fantazinin, aslinda "cok cabalarsan olur", "iyi bir insan olursan sonunda iyiye ulasirsin", "mutlaka kotulerin karsisinda duracak ve onlari durduracak biri veya bir guc gelecektir", "iyiler mutlaka kazanmasa da kotuler mutlaka cezasini bulur", "yeter ki istedigin seyin pesinden git" ve diger bir cok onermeyle ayni oldugunu gorunce, ustun bir gucum olsaydi diye dilemek o kadar da absurd gelmemeye basliyor.
Hepsi ayni seviyede fantastik, olasılıksal ve plan disi.
Hayatin buyuk planlarda islettigi kaosun kucuk planlarimizda bizi serbest birakmasi ise cok tatli. Yoksa ne kahve icebilir, ne arkadaslarimizla bulusabilir ne de ayni yemegi iki kez pisirebilirdik. Yine sansimiz kucuk yerlerden geldi, neyse buna da sukur.
Storylerimi, postlarimi tekrarli sekilde en cok ben izliyorum. Telefonun "1 sene oncesi yaz", "Gecen sene bugün" gibi random albumlerini de seviyorum. Annemin özenle tuttugu fotograf albumlerine, dolabin onune cokup saatler gecirerek baktigim zamanlari hatirlatiyor. Gizli gizli yapiyordum bazen, zira ders yapmak veya faydali bir seylerle mesgul olmak yerine orada uzun vakit geçirmeme annecigim takiliyordu.
"Bizim zamanimizda..." diye baslayacagim evet, akilli telefonu gectim mobil telefon yoktu zaten, televizyon da oyle gunun her saati cocuk/genc programlari yapmiyordu. Ablamin ilk mobil telefon (tam anlamiyla Nokia 3310) aldigi ve bir sure annemlerden gizli, kapi arkalarında saklanarak yilan oynadigimiz zamanlar da guzeldi. 1hafta falan sonra cekinerek annem ve babama mobil (akilli diyemiyorum bak yine) telefon aldigini soyledigimizde, "e ne var bunu saklayacak iyi yapmissin" denmesi soku da guzeldi.
Gerci anne-babalar boyledir, neyi cekinerek soylesen "amaaan ne var bundan mi cekindin" moduna girerler de, neyi siradan bir sey gibi soylesen alevlenirler :))
Bizim zamanimizda ansiklopedi karistirmak vardi, fotograf albumlerine bakmak vardi, gazetelerin "arkasi yarin" tarzi "fotoroman"larini cocuk akliyla anlamaya calismak vardi. Bir keresinde gazetedeki karanlik basilmis kısmi tirnagimla kaziyip arkasini gormeye calistigimi hatirliyorum ama yasimi hatirlamiyorum. Cok kucuk degilimdir muhtemelen.
Gazete eki olarak verilen bu fotoromanlarda -günluk normal gazete he, hurriyet, milliyet falan- gozlere bant, meme uclarina kelebek, yildiz falan koyulurdu, hey gidi hey, ilerledik mi geriledik mi bilmem!
Neyse London bildiginiz gibi telefon ve bisiklet hirsizliklari yuksek seviyede. Yaz gec geldi ama fena gecmedi. Bisikletimi sattim. Oturma odama blind takilmasi konusu (2 senelik gecmisi var) halen olmadi. J'yi bolca ve arkadaslarimi bahcemde agirladim. Is arama surecini 'firsata cevirip' Fransa'da normalden (onceki senelerden) uzun vakitler gecirdim.
Avrupa icin Schengen burada da sorun tabii, bu ay yeni Schengen icin tekrar basvuracagim.






Yorumlar
Yorum Gönder