Ana içeriğe atla

Planladigim sey bu degildi


Hosbulduk! 
Bu ara butunlesik saglikli yasam amaciyla (tercumesi akil sagligimi korumak) 
gunluk 20-30dk arasi yuruyus yaptigim parkin kapisi.

Yani amacim senede bir, iki senede bir yazmak degildi buraya. Aklima estikce bile yazamadim. Zannetme ki unuttum, iki senedir aklima bir cok kez geldi buraya bir seyler dokmek veya paylasmak.

Bir cok gezi yaptim mesela sevdiklerimle (Nantes, Ibiza, Lisbon, Valencia, Brittany, Limoges, Guney Afrika, Los Angeles-San Francisco, Kas), onlari aktarmak istedim ara ara, sonra zaman uzayinca amaaan dedim ve isin kolayina kacip instagram postu olarak yayinladim.

Sonra birkac kez canim cokca sikildi, genel hayatla, dünyada ve turkiye'de olanlarla ilgili olarak bu. Son 1 senedir de dunyada olup bitenler bayagi domine eder oldu duygu ve dusuncelerimi. Insanlik olarak nereye gittigimizi sorguluyorum. AI ve robotlar bizim icin tehlike mi diye dusunurken, bizzat insanligin kendisi icin en buyuk tehlike oldugunu goruyoruz. Tabii AI ve robotlar neden tehlike diye dusunuyor olmamizin sebeplerinden biri de, bu teknoloji ve araclarin gucu elinde bulunduranlar tarafindan nasil yonetilip, yonlendirilecegini bilmedigimizden-ya da bildigimizde daha dogrusu...

King's Cross and St.Pancras International Station

Son birkac aydir da, daha kucuk bir etki alani icinde, kendi issizligimle ugrasiyorum. Yeni is bulmak, buraya gelmemi saglayan vize tipiyle ne kadar zormus onu goruyorum. Her gun, her hafta yeniden dogup yeniden oluyor duygularim, bir nevi Deadpool-Emotions : )) 

Yorucu baya. 

Hayatin filmlerdeki gibi olmayisi sorunu.

Sonra diyorum- kendi sorunlarima uzulurken genelde olan sey- insanlarin her gun basina bombalar yagiyor, sevdiklerini kaybediyorlar, aclik-susuzluk ve hastalikla mucadele ediyorlar, senin yeni is bulmak icin her gun hissettigin yorgunluk ve caresizlik ne ki!

Bu fotografi cektikten hemen sonra lutfen foto cekmeyin yazisini gordum.
Ama artik cekilmis oldugu icin de silmedim. 
Zaten park da kapaliydi, cocuk falan yoktu.

Iste hayatin filmlerdeki gibi olmasini isterken bunu kendim icin istemiyorum sadece zaten.

Bir parmak citlatmasiyla bir seyleri degistirmedeki fantazinin, aslinda "cok cabalarsan olur", "iyi bir insan olursan sonunda iyiye ulasirsin", "mutlaka kotulerin karsisinda duracak ve onlari durduracak biri veya bir guc gelecektir", "iyiler mutlaka kazanmasa da kotuler mutlaka cezasini bulur", "yeter ki istedigin seyin pesinden git" ve diger bir cok onermeyle ayni oldugunu gorunce, ustun bir gucum olsaydi diye dilemek o kadar da absurd gelmemeye basliyor. 

Hepsi ayni seviyede fantastik, olasılıksal ve plan disi.

Hayatin buyuk planlarda islettigi kaosun kucuk planlarimizda bizi serbest birakmasi ise cok tatli. Yoksa ne kahve icebilir, ne arkadaslarimizla bulusabilir ne de ayni yemegi iki kez pisirebilirdik. Yine sansimiz kucuk yerlerden geldi, neyse buna da sukur.

Guzel kokulu cicekler (komsunun)

Storylerimi, postlarimi tekrarli sekilde en cok ben izliyorum. Telefonun "1 sene oncesi yaz", "Gecen sene bugün" gibi random albumlerini de seviyorum. Annemin özenle tuttugu fotograf albumlerine, dolabin onune cokup saatler gecirerek baktigim zamanlari hatirlatiyor. Gizli gizli yapiyordum bazen, zira ders yapmak veya faydali bir seylerle mesgul olmak yerine orada uzun vakit geçirmeme annecigim takiliyordu.

"Bizim zamanimizda..." diye baslayacagim evet, akilli telefonu gectim mobil telefon yoktu zaten, televizyon da oyle gunun her saati cocuk/genc programlari yapmiyordu. Ablamin ilk mobil telefon (tam anlamiyla Nokia 3310) aldigi ve bir sure annemlerden gizli, kapi arkalarında saklanarak yilan oynadigimiz zamanlar da guzeldi. 1hafta falan sonra cekinerek annem ve babama mobil (akilli diyemiyorum bak yine) telefon aldigini soyledigimizde, "e ne var bunu saklayacak iyi yapmissin" denmesi soku da guzeldi.

Gerci anne-babalar boyledir, neyi cekinerek soylesen "amaaan ne var bundan mi cekindin" moduna girerler de, neyi siradan bir sey gibi soylesen alevlenirler :))

Bizim zamanimizda ansiklopedi karistirmak vardi, fotograf albumlerine bakmak vardi, gazetelerin "arkasi yarin" tarzi "fotoroman"larini cocuk akliyla anlamaya calismak vardi. Bir keresinde gazetedeki karanlik basilmis kısmi tirnagimla kaziyip arkasini gormeye calistigimi hatirliyorum ama yasimi hatirlamiyorum. Cok kucuk degilimdir muhtemelen. 

Gazete eki olarak verilen bu fotoromanlarda -günluk normal gazete he, hurriyet, milliyet falan- gozlere bant, meme uclarina kelebek, yildiz falan koyulurdu, hey gidi hey, ilerledik mi geriledik mi bilmem!

Calinmamak icin olu taklidi yapan bisiklet

Neyse London bildiginiz gibi telefon ve bisiklet hirsizliklari yuksek seviyede. Yaz gec geldi ama fena gecmedi. Bisikletimi sattim. Oturma odama blind takilmasi konusu (2 senelik gecmisi var) halen olmadi.  J'yi bolca ve arkadaslarimi bahcemde agirladim. Is arama surecini 'firsata cevirip' Fransa'da normalden (onceki senelerden) uzun vakitler gecirdim.

Avrupa icin Schengen burada da sorun tabii, bu ay yeni Schengen icin tekrar basvuracagim.

Pub onu cicekleri

Parkta yuruyusler disinda sokaklarda dolasmak da en favori aktivitelerimden. Bazen birkac damla mutluluk veya huzun gozyasiyla yapiyorum bunu. 
Çicekler, agaclar, kuslarin seslerini gectim de (yani onlar hadi normal de), nasil olur da hemen her sokak, hemen her bina, evlerin bahcesinin ufak bir kosesi, bir merdiven kenari, bir bahce kapisi, bir pencere detayi, kaldirim tasi, evlerin tuglasi, pub tabelasindaki fontlar icime huzur ve mutluluk verir? Gozyasi hem mutluluk, hem de huzunden dedim ya, bunlari kaybetme ihtimalinin verdiği kalp agrisiyla sevdigim herkesin bunlari yasayabilme dileginin birleskesi huznun sebebi.

Neyse, seneye herhalde gorusuruz! Cheeeeers!





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bosluk-finilfih

kesin bir yerlerde, bir dilde, "aklindan yuzlerce cumle gecirip hicbirsey soylememek" anlamina gelen tek bir kelime vardir, yoksa da ben hemen yaratiyorum: "finilfih" bu aralar finilfihim biraz. yazacak dusuncem, anlatacak duygum olmadigindan degil. sacma sapan seyler de var, cok tatli seyler de. sadece paylasima kapaliyim bu ara, gecer ama yakinda.

gecen sene bu zamanlar

bir yol telasi, bir yeni hayata baslangic heyecani, bir birakip gitme huznu, bir tanimlanamayan ama tartsan 100kg gelecek duygu yogunlugu... 15 Ocak'ta Londra Stansted'tan ilk girisim, ay sonunda donup evi kapatirim, isimden ayrilisimi tamamlarim derken, sinirlarin kapatilmasi ve Subat sonuna kadar burada kalisim. O periyotta ev tutarak, buradaki yerlesikligimin ilk resmi adimini atmam, duygu dalgalanmalari, kopuslar, donusler, alismalar, ozlemeler, aglamalar-ama deli gibi, kavusmalar, hastaliklar, mutluluklar-sanki hep oyleymisiz gibi, geriye geriye gelisler derken burada tekrar tasinmam ve sanki hem goz acip kapayincaya kadar, hem 3 sene gibi gecen 1 sene. bazi seyler hic degismezken, cok seyler de degisti. birak satir aralarini, kelime aralarinda yazmadiklarimdan 50 sayfa daha cikar. kendi hayatimin senaryosunu ben yazsam (biz yazmiyor muyuz zaten?!) boyle olmazdi, ama simdiye kadar iyi ve kotusuyle butun olarak bakinca fena gitmemis. hele su siralar sahnelenen kisim cok iyi...