Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hadi dedim gidelim, n'apıyoruz burada?

londra'ya geliş cümlem değildi bu, gezi parkı eylemlerine ofisten arkadaşlarımı (E ve T) ikna için sarf ettiğim birkaç sözden biriydi. sanırım ya 29 ya 30 mayıs'ta yaptık bu konuşmayı;  - ya bundan daha fazla gidip katılmamız gereken bir eylem olabilir mi? insanlar orada direniyor, twitter'dan gördüğüm kadarıyla da desteğe ihtiyaç var. şu an burada ofiste durup twitter'dan olanları takip etmek kadar ayıp bir şey olamaz! - tamam iş çıkışı gideriz, bir bakarız. sen de direnişçi oluverdin bir anda hayırdır? : ) - iş çıkışı olmaz, şimdi gidelim. - kızım saçmalama, ne diyeceğiz, aynı anda 3 kişi hasta mı olduk? şirket politikası biliyosun anlarlarsa eyleme gittiğimizi gözümüzün yaşına bakmaz çıkarırlar valla. - ya bişi olmaz, hem bu tarihi bir olay bak kaçırmamamız lazım. sürekli eleştirip kendi aramızda konuşuyoruz, şimdi gerçekten bir şey yapmanın , gerçek bir şeyin parçası olmanın zamanı. -alla allaaa, tamam bir sakin ol, iş çıkışı gidelim. yalnız dikkatli olmak lazım, ma...

evsel ihtiyaçlar

hayat kaynağımız suyla başlayalım. malum burada marketlerde 2 çeşit su var biri düz bildiğimiz su " still ", diğeri gazlı su " sparkling ". markalarına göre pahalısı da ucuzu da var tabii. "still water"ların 1lt'lik şişelerde ortalama 1£ fiyatları oluyor. turist olarak değil de uzun süreli yaşamak için geldiyseniz marketlerden pet şişeyle su almak uzun vadede hem maddi hem çevresel anlamda verimli değil. Musluk suyu ise biraz kireçli, doğrudan içenler de varmış ama ben yapamadım. içmek için, yemeklerde ve çay/kahve için kullanırken pet şişenin en güzel alternatifi "su arıtıcılı sürahi"ler (en bilindik markası brita ama başka markalar da var), bir ara-yaklaşık 10 sene önce- bunların bir türevi istanbul'da da modaydı. içinde filtre alanı var, 1 filtre yaklaşık 1-1,5 ay kadar gidiyor. filtre yedekleriyle almak mantıklı, ama yedek filtreler aşağıda bahsettiğim marketlerde de bulunabiliyor. peki bu sürahiyi nereden alıyoruz? en pratik yolu on...

sayma bereketi kaçar!

geldiğimden beri ara ara kaç gün oldu, kaç hafta oldu, kaç ay oldu diye sayıyorum.  şimdilerde hamile kadın matematiği; - kaç ay oldu geleli? - 14 haftalık canım, 14 hafta 5 gün bazen üzerinden 1 hafta bile geçmeden tekrar sayıyorum, himmet ağğğbiii hesabı. geçen süre çok uzun gibi geliyor, günler hızlı geçiyor, baksana mayıs geldi derken bitti bile, ama sayıyorum yine 3,5 ay çıkıyor sonuç. Ocak ortası geldin -2 hafta, arada istanbul'a gittin 2 hafta da öyle geçti, yani -1 ay yaz hesaba: 4,5-1= 3,5.  hem uzun hem kısa süre aslında. bu hesaplamaları daha çok kendimden bir şeyler beklediğimde, başarısız hissettiğimde, zaman boşa geçiyormuş gibi geldiğinde yapıyorum. şunu demek için kendime, "daha dur zamanı var", "kendine yüklenme" canım sıkılsa canımın sıkılmaya hakkı yokmuş, çünkü londra'daymışım daha ne istiyormuşum. bunu kimse demiyor ama biliyorum öyle. üzerime yapışan bir şeyler var, sanki farkında olmadan yerdeki etikete basmışım ayağımda yollar boyu sü...

haydi çocuklar aşıya!

 çocukluk yıllarıma denk gelen bir slogan, "haydi çocuklar aşıya!" eyvah yaşımız ortaya çıktı, hahah. o zamanlar aşıyla ilgili tek bilgim iyi bir şey olduğu, bizi koruduğu (savaşçı hücrelerimizi çoğalttığı, mikrop düşman gelince onları yendiği), biraz canımızı acıttığı ve aşı olurken şırıngaya bakmazsak daha iyi olacağıydı. bugün aşı hakkında daha fazla şey bilmiyorum. son 1,5 yıldır psikolojimizi, fizyolojimizi, sosyolojimizi bolca etkileyen, alışkanlıklarımızı mecbur değiştiren, algımızı mutasyona uğratan covid-19 için beklenen (ama bazılarınca da beklenmeyen) aşı sonunda yaygınlaştırılmaya başlandı.  UK için aşılanan kişi yaş sınırı 40 civarına indi, TR'de ise henüz 50 civarına varmış. büyük oyunlar, savaşlar, katakulliler dönüyor tabii. neyse ben de geçen hafta aşımı oldum. eyvah yine yaş çıktı ortaya shshshs. "Şu sıra Pfizer aşısı kullanıyoruz" dedi hemşirecik, olur dedim. sanki olmaz diyeceğim de. ikinci dozu da temmuz'da olacağım, malum 2 doz yapılıyo...

kaybetme korkusu

 bugün -29 nisan- babamın doğum günü, 1 hafta önce de annemin resmi kayıtlı olmayan doğum günüydü. buraya gelme kararı aldığımdan beri, geldikten sonra kötü bir şey olacak duygusu oluştu, yani sevdiklerime bir şey olacak ve ben çok uzakta olacağım tedirginliği. çalan telefon ve gelen mesajlar aileden birindense özellikle, kalbim bir hop ediyor. bunun iki temel sebebi var, biri az önce söylediğim duygu diğeri ben buraya geldikten sonra endişelendirecek 2 haberi tesadüfen öğrenmem. buraya ilk gelişimde* babam 2.anjiyoyu oldu- ve bana haber vermemişler tesadüfen öğrendim- diğeri de yine babamın geçen hafta kolonoskopiye girmesi ama yine bana söylememeleri. onu da yine doğum yapacak kuzenim elif'in pozitif çıktığını duymamla beraber tesadüfen öğrendim. neyse çok şükür ikisi de iyi. kolonoskopiden sıkıntılı bir şey çıkmamış, elif iyiymiş, bebiş de sağlıklı şükür. daha önce de bir keresinde tesadüfen önce tuba aradı konuştuk, sonra ablamla mesajlaştık, hemen ardından babam arayınca birin...