yani evet, zaman ilaç, ama her ilaç gibi doz aşımı veya yan etkileri mevcut.
hani her şey doğada karşılıklı işliyor ya, sıcak-soğuk, iyi-kötü, aşağı-yukarı falan işte.
zamanın etkisi de böyle, iki taraflı. zira zaman mekanla bağlantılı yaşanıyor ve burada geçirdiğin zaman buraya alışmanı sağlıyorken, zamanı yaşamadığın yerlerden de uzaklaşmana neden oluyor. bir şeyi kabullenmek başka bir şeyi unutmak da demek ya hani.
sıklıkla yaşadığım duygu, bir yerlerde bir şeyleri kaçırıyor oluşum.
tabii hayatta hep böyle de, daha özel, küçük bir alandan bahsediyorum burada, sevdiklerimin hayatıyla ilgili detaylardan.
istanbul'daki ailen, arkadaşların, sevgilinle paylaştığın şeyler farklılaşıyor. bazısı bu zamana yeniliyor...
buraya benden 1 sene kadar önce çok yakın arkadaşım nuri gelmişti. nuri'den birkaç ay önce de yine canım arkadaşım tuçe san francisko'ya taşınmıştı.
ve o zamanlar kendimi çok eksilmiş hissetmiştim. hayatına çok fazla yakın arkadaş katamayan biri olarak böyle iki kişinin benden başka bir yerde, başka bir hayat kurmaya gitmesi, terkedilmişlik duygusu yaşatmıştı. zaten kaç kişiydik şurada demiştim, rengim solmuştu desem edebiyat yapmış olmam.
çok daha önce müge ve emrah kaş'a taşınmıştı, onlarda da burukluk yaşadım ama onlarda bu eksilmeyi hissetmedim, nasılsa her sene 2 kez kaş'a gidiyorum diye herhalde.
ya da farklı bir ülke, farklı bir kültür, farklı bir dinamik içine gidilmesi de farklı hissettirdi belki. aradaki time zone sebebiyle oluşan 2 saat farkı bile bir çok şeyi etkiliyor.
şimdi giden kişi tarafındayım. maceracı ve uçarı yanım mutlu, heyecanlı, ama yaşın da etkisiyle muhtemelen garantici ve köklerine sarılmaya çalışan yanım tedirgin.
bölünmüşlük. duygularının bir kısmı orada bir kısmı burada. buradaki kendini köklemeye çalışırken diğeri olduğu yere tutulu kalmaya çalışıyor. iki taraftan çekiştirmeli bir oyun.
zamanla değişecek muhtemelen. bir tarafın lastiği ya çoook uzayacak ya kopacak.
burada mekanlar daha yeni açıldı, malum covid sebebiyle publar, restoranlar kapalıydı. ofise gitme zorunluluğu da olmadığı için evden çalışıyorum, çok nadir gidiyorum. yani dünya üzerinde en keyifle yaşanabilecek kentlerden birine taşındım da, sosyalleşip tam yaşamadım burayı henüz.
çok yalnız hissettiğim zamanlar oluyor misal veya ne yaptım ben diyorum, acaba hata mı yaptım. gereksiz bir hamle mi oldu bu.
seda'yı arıyorum öyle zamanlarda, sanki aynı kentteyiz ama pandemi sebebiyle buluşamıyoruz gibi.
bir zaman öncesine kadar erkek arkadaşımla da konuşuyorduk böyle, yemek yaparken, otururken, parka yürüyüşe çıkınca, işten eve dönerken, aklımıza estikçe.
o yukarıda bahsettiğim bir şeyleri kaçırma duygusuyla mücadele etmek için belki de, iyi de geliyordu mutlu oluyordum.
ama yürümedi, yani ilişki söz konusu olunca bu mücadele yetmiyor galiba, bilmiyorum, genelleme yapmayayım.
baktım kendimi sıkışmış, darlanmış ve kimseyle de konuşamayacak gibi hissediyorum, hemen kendimi dışarı atıyorum. yakınımda bir çok park var, zaten Londra bir park kent.
Parka gitmek için illa sıkıntılı hissetmem de gerekmiyor. iyi hissettin, neşelisin, hava güzel, hava kapalı, çok yemek yedin, spor ihtiyacı, çimende yayılasın geldi gibi sebepler de var.
Ve parka çıktığında her şeyi silip atıyor neredeyse, "hata mı yaptım" sorusu yerine "iyi ki geldim" geçiyor. öyle mutlu oluyorsun ki, bu defa da kaybetme korkusu düşüyor içine.
diyeceğim o ki, kendine zaman ver, duyguların, düşüncelerin, vücudun bir kendini bulsun. her şey sırayla, yavaş yavaş ve gün gelip de çözmen gereken bir şey olduğunda çözeceksin, daha önce nasıl olduysa. bir şeyin kaçtığı da yok. olanlarla olmayanlarla hepsi aynı, hayatın içinde.
Yorumlar
Yorum Gönder