Ana içeriğe atla

Bristol ve Pappadum

hiç alakası olmayan iki konu aynı başlıktaaa! koooş!

8 Haziran'da Banumcumla surf okuluna gittik. o daha önce gitmiş, beni de ayarttı çok şükür ki. Bristol'daki The Wave surf okulu, yapay bir surf ortamı oluşturmuş, başlangıç seviyeden ileri seviyeye her türlü dalgayı teknoloji sayesinde üretiyorlar.
Bristol tren istasyonuna araçla 15dk mesafede, tarlaların orta yerinde bir mekan, yani gidip Bristol merkezi görmeden geri döndük. Bristol'ı ayrıca gezme planım da var. Banu'yla araba kiralayıp gidilebilecek yerleri de konuştuk biraz. (Parantez açtım evet; beraber plan yapıp, yaptığın plandan mutluluk duymak, eski arkadaşlıktaki samimiyet falan ne güzel şey)

Ezelden beri merak ettiğim ama denemeye cesaret edemediğim ve bu sebeple de hiç girişimde bulunmadığım dalga surfünü böylece deneyimlemiş oldum. Açık deniz veya okyanus olmaması kafada, bilinçaltında doğrudan oluşan bazı korkuları sıfırlamış oluyor. balık yok, köpekbalığı yok, dip akıntısı yok, dalgalar kontrollü vs.

yanısıra yine dalgaya ve suya karşı tatlı bir mücadele var. tatlı demişken kullandıkları su tuzlu değil, bu yüzden özellikle beginner olanlara daha geniş board veriyorlar ki su üzerinde durabilmek kolay olsun. (kolay olmadı, ahahaha)
valla beklediğimden iyi geçti, birkaç kez board'un üzerinde ayağa kalkıp sahile varmayı başardım. ama onlarca kez de suya devrildim, düştüm, daha dalgayı yakalayamadan gömüldüm falan.
aynı "havuzda" hem başlangıç hem ileri seviyeler aynı anda surf yapıyor. ileri seviye olanlar havuzun başlangıç (dalgaların başladığı ve suyun nispeten derin olduğu) kısmını kullanıyor, bizler ayaklarımızın yere bastığı daha orta ve kırılmış dalgaların olduğu yerde takılıyoruz.
Suya girmeden önce eğitmen bir 20dk surf, board, ayağa kalkma ve suyla ilgili bilgiler veriyor.

dalgalar üretim olduğundan 8-10 dalga üretip arada 30sn kadar boşluk bırakıyorlar ve tekrar aynı döngüyle yeni dalgalar geliyor.

aşırı yoruldum ama tekrar yapma isteğim de içimde çiçek açtı. 

Ana girişten sonra yapay surf havuzunun olduğu yere gitmek için 10dklık asfalt bir yürüyüş yolu var.
bu yola araçla girilmesi istenmiyor ama kaykayla geçiş serbest :)

Pappadum'a gelirsek, burası İngiltere'deki çok güzel başka bir yer değil.
Bu kıtır, küçük lavaş boyutunda, mercimek cipsi diyebileceğimiz bir hint atıştırmalığı. türkiye'deki kuru tandır ekmeğinin ufak, yağda kızartılmış, tuzlu (bazısı baharatlı) versiyonu gibi. 

marketlerde zibilyon tane farklı ürün arasında bir noktadan sonra körlük başlıyor, farklı o kadar şey var ki, hangisine bakayım şaşırmaktansa seçici algıya geçiş yapıyor ve bildiklerine yoğunlaşıyorsun.
neyse bazen bu körlüğü atlatıp yeni birkaç şey için kontenjan açılıyor. bu şekilde, deneyeyim bakayım diye aldığım ve çok sevdiğim bir yemeklik Pappadum.


yaklaşık bir karış çapında


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bosluk-finilfih

kesin bir yerlerde, bir dilde, "aklindan yuzlerce cumle gecirip hicbirsey soylememek" anlamina gelen tek bir kelime vardir, yoksa da ben hemen yaratiyorum: "finilfih" bu aralar finilfihim biraz. yazacak dusuncem, anlatacak duygum olmadigindan degil. sacma sapan seyler de var, cok tatli seyler de. sadece paylasima kapaliyim bu ara, gecer ama yakinda.

Planladigim sey bu degildi

Hosbulduk!  Bu ara butunlesik saglikli yasam amaciyla (tercumesi akil sagligimi korumak)  gunluk 20-30dk arasi yuruyus yaptigim parkin kapisi. Yani amacim senede bir, iki senede bir yazmak degildi buraya. Aklima estikce bile yazamadim. Zannetme ki unuttum, iki senedir aklima bir cok kez geldi buraya bir seyler dokmek veya paylasmak. Bir cok gezi yaptim mesela sevdiklerimle (Nantes, Ibiza, Lisbon, Valencia, Brittany, Limoges, Guney Afrika, Los Angeles-San Francisco, Kas), onlari aktarmak istedim ara ara, sonra zaman uzayinca amaaan dedim ve isin kolayina kacip instagram postu olarak yayinladim. Sonra birkac kez canim cokca sikildi, genel hayatla, dünyada ve turkiye'de olanlarla ilgili olarak bu. Son 1 senedir de dunyada olup bitenler bayagi domine eder oldu duygu ve dusuncelerimi. Insanlik olarak nereye gittigimizi sorguluyorum. AI ve robotlar bizim icin tehlike mi diye dusunurken, bizzat insanligin kendisi icin en buyuk tehlike oldugunu goruyoruz. Tabii AI ve robotlar neden te...

gecen sene bu zamanlar

bir yol telasi, bir yeni hayata baslangic heyecani, bir birakip gitme huznu, bir tanimlanamayan ama tartsan 100kg gelecek duygu yogunlugu... 15 Ocak'ta Londra Stansted'tan ilk girisim, ay sonunda donup evi kapatirim, isimden ayrilisimi tamamlarim derken, sinirlarin kapatilmasi ve Subat sonuna kadar burada kalisim. O periyotta ev tutarak, buradaki yerlesikligimin ilk resmi adimini atmam, duygu dalgalanmalari, kopuslar, donusler, alismalar, ozlemeler, aglamalar-ama deli gibi, kavusmalar, hastaliklar, mutluluklar-sanki hep oyleymisiz gibi, geriye geriye gelisler derken burada tekrar tasinmam ve sanki hem goz acip kapayincaya kadar, hem 3 sene gibi gecen 1 sene. bazi seyler hic degismezken, cok seyler de degisti. birak satir aralarini, kelime aralarinda yazmadiklarimdan 50 sayfa daha cikar. kendi hayatimin senaryosunu ben yazsam (biz yazmiyor muyuz zaten?!) boyle olmazdi, ama simdiye kadar iyi ve kotusuyle butun olarak bakinca fena gitmemis. hele su siralar sahnelenen kisim cok iyi...