Ana içeriğe atla

bahar mı o gelen?

yani aslında yaz geldi demek istiyor insan, haziran ne de olsa. ama henüz bahara yeni eriştik.
birkaç gündür hava nasıl tatlı bir sıcak, pencereyi açtığımda yüzüme bahar vuruyor, bir bahar kokusu. hava 22-26 derece arası gidip geliyor.
bahar kokusu demişken, çiçekler, çimenler değil bahsettiğim, onlar ayrı.
böyle havada bir koku olmasa da hissedilen bir koku hali.
nemle beraber ısının burnunda oluşturduğu kuru-yaş ve uzaklardan bir yerlerden sana ulaşmaya çalışan olumlu bir şeyler oluyor haberinin duygu hali.


güneş seven insanlara bahar coşku veriyor. ben de o gruba dahilim. yağmur ve karanlık sevenleri anlayamayacağım.

güneş nedense umut demek, keyif demek, eğlence, neşe, enerji, serpilmek, çiçek gibi açılmak, ne istiyorsan yapabilirsin demek gibi geliyor bana. duygusal bir bağlanma.

halbuki sadece güneşi görüyor, ısıyı hissediyoruz. görmediğimizde de orada, hava yağmurlu ve karanlıkken de var ışık, ısı, ama bize değmiyor.

filmlerde kötü şeylerin bulutlu karanlık havalarda olması, neşeli ve umut dolu şeylerin güneşli aydınlık havalarda yaşanmasının bilinçaltımıza etkisi mi bu, yoksa daha derinlerde, çocuklukta, öncesinde atanan bir kod mu bilmiyorum.

bugün biraz kapattı hava ama yarın yine parçalı güneşli. yaşasın!

benim için kapalı ve açık havada değişmeyen tek şey zor konsantrasyon ve çalışmama isteği : )))
kapalı havada sıkıntı bastığı için, güneşli havada içeride durmak istemediğim, içim kıpraştığı için.
derde bak, çok şükür dedirtir : )



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bosluk-finilfih

kesin bir yerlerde, bir dilde, "aklindan yuzlerce cumle gecirip hicbirsey soylememek" anlamina gelen tek bir kelime vardir, yoksa da ben hemen yaratiyorum: "finilfih" bu aralar finilfihim biraz. yazacak dusuncem, anlatacak duygum olmadigindan degil. sacma sapan seyler de var, cok tatli seyler de. sadece paylasima kapaliyim bu ara, gecer ama yakinda.

Planladigim sey bu degildi

Hosbulduk!  Bu ara butunlesik saglikli yasam amaciyla (tercumesi akil sagligimi korumak)  gunluk 20-30dk arasi yuruyus yaptigim parkin kapisi. Yani amacim senede bir, iki senede bir yazmak degildi buraya. Aklima estikce bile yazamadim. Zannetme ki unuttum, iki senedir aklima bir cok kez geldi buraya bir seyler dokmek veya paylasmak. Bir cok gezi yaptim mesela sevdiklerimle (Nantes, Ibiza, Lisbon, Valencia, Brittany, Limoges, Guney Afrika, Los Angeles-San Francisco, Kas), onlari aktarmak istedim ara ara, sonra zaman uzayinca amaaan dedim ve isin kolayina kacip instagram postu olarak yayinladim. Sonra birkac kez canim cokca sikildi, genel hayatla, dünyada ve turkiye'de olanlarla ilgili olarak bu. Son 1 senedir de dunyada olup bitenler bayagi domine eder oldu duygu ve dusuncelerimi. Insanlik olarak nereye gittigimizi sorguluyorum. AI ve robotlar bizim icin tehlike mi diye dusunurken, bizzat insanligin kendisi icin en buyuk tehlike oldugunu goruyoruz. Tabii AI ve robotlar neden te...

gecen sene bu zamanlar

bir yol telasi, bir yeni hayata baslangic heyecani, bir birakip gitme huznu, bir tanimlanamayan ama tartsan 100kg gelecek duygu yogunlugu... 15 Ocak'ta Londra Stansted'tan ilk girisim, ay sonunda donup evi kapatirim, isimden ayrilisimi tamamlarim derken, sinirlarin kapatilmasi ve Subat sonuna kadar burada kalisim. O periyotta ev tutarak, buradaki yerlesikligimin ilk resmi adimini atmam, duygu dalgalanmalari, kopuslar, donusler, alismalar, ozlemeler, aglamalar-ama deli gibi, kavusmalar, hastaliklar, mutluluklar-sanki hep oyleymisiz gibi, geriye geriye gelisler derken burada tekrar tasinmam ve sanki hem goz acip kapayincaya kadar, hem 3 sene gibi gecen 1 sene. bazi seyler hic degismezken, cok seyler de degisti. birak satir aralarini, kelime aralarinda yazmadiklarimdan 50 sayfa daha cikar. kendi hayatimin senaryosunu ben yazsam (biz yazmiyor muyuz zaten?!) boyle olmazdi, ama simdiye kadar iyi ve kotusuyle butun olarak bakinca fena gitmemis. hele su siralar sahnelenen kisim cok iyi...