Ana içeriğe atla

karincalari beslemek

bazen, hele ki aylik dongumun baslamasina yakin zamanlarda, yegenlerimin kucuklugunu, beni kapida coskuyla karsilamalarini, onlarin o pombik elleri, minnos yanaklari, kikirik guluslerini falan hatirlayinca gozlerim doluyor, agzimdan sacma sapan-buraya yazmayacagim zira yazilisi yok- ama sevgi icerikli kelimeler dokuluyor. 
tuhaf gelecek ama kendi cocukluk fotograflarimi gorunce de, bir mincirma istegi geliyor fotograftaki kendime.

gecen gun biraz daha tuhaf bir duygu durumu yasadim. paylastigim kitap sayfasindaki cumleler beni cocuklugumun-hatta gencligimin- gectigi uskudar'daki odama goturdu. goturmek ne, isinladi.
odamin balkon kapisina, kapinin esigine, esikteki karincalara, comelmis karincalara bakan bana.

baharla beraber karincalar gunyuzune cikarlar bilindigi uzere. ve tabii balkonlar, camlar da baharla beraber acilir, yaz sonuna kadar kapanmaz olur. 
cocukken annemden bazen azar isitmeme neden olan karinca arkadasligimi hatirlatti kitaptaki satirlar. 

onlari minik ekmek veya bazen kiyma parcaciklariyla besler, yuvalarina tasimalarina yardim ederdim. dusunsene ekmek kirigi dedigimiz sey bile cussesinin yarisi.

yuva dedigim de kapi esiginin duvarla kesistigi yerdeki, mercimek buyuklugundeki oyukluk. 
iceride nasil bir dunya var, neler oluyor bir yandan merak eder, bir yandan disarida sicim seklinde bir o yana bir bu yana giden karincalarla oynardim. 
parmagimi onlerine engel yapip elime tirmanlarini, avcumda, tirnaklarimin uzerinde, arasinda, diplerinde, telasla nerede olduklarini anlamaya calismalarini, hele bir de elimin uzerine koydugum ekmek kirintisini koklaya koklaya bulmalarini ve kiskaclari arasina alip "allaaaah yemek buldum hemen gotureyim" tezcanliligiyla elimin cikisini aramaya baslamalarina bayiliyordum. 
elimdekini daha fazla endiselendirmeden yere birakip baskasiyla ayni seyleri yaparak saatlerimi gecirdigim oluyordu. 
elimle tek tek karinca beslemek. bazen biraz uzaklarina bir miktar su dokup ne yapacalarini da izliyordum.

neyse uzun yazdim da, kitaptaki satirlarla odama isinlanip sanki o anki bedenime tekrar girdim.  ve birden hickira hickira aglamaya basladim.
nedenini tam bilmiyorum, ama fotograftaki kendimi mincirma istegine hem benzeyen, hem de cok  benzemeyen bir duygu hissettim. oz sefkat, oz sevgi diyebilirim belki buna.
hem tuhaf, hem tatli, cokca da arindirici bir andi.

Not: yanlis anlasilmasin, cocuklugum odamin kapi esiginde gecmedi. sokak tozu, bahce topragiyla baya mesaimiz oldu :))




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bosluk-finilfih

kesin bir yerlerde, bir dilde, "aklindan yuzlerce cumle gecirip hicbirsey soylememek" anlamina gelen tek bir kelime vardir, yoksa da ben hemen yaratiyorum: "finilfih" bu aralar finilfihim biraz. yazacak dusuncem, anlatacak duygum olmadigindan degil. sacma sapan seyler de var, cok tatli seyler de. sadece paylasima kapaliyim bu ara, gecer ama yakinda.

Planladigim sey bu degildi

Hosbulduk!  Bu ara butunlesik saglikli yasam amaciyla (tercumesi akil sagligimi korumak)  gunluk 20-30dk arasi yuruyus yaptigim parkin kapisi. Yani amacim senede bir, iki senede bir yazmak degildi buraya. Aklima estikce bile yazamadim. Zannetme ki unuttum, iki senedir aklima bir cok kez geldi buraya bir seyler dokmek veya paylasmak. Bir cok gezi yaptim mesela sevdiklerimle (Nantes, Ibiza, Lisbon, Valencia, Brittany, Limoges, Guney Afrika, Los Angeles-San Francisco, Kas), onlari aktarmak istedim ara ara, sonra zaman uzayinca amaaan dedim ve isin kolayina kacip instagram postu olarak yayinladim. Sonra birkac kez canim cokca sikildi, genel hayatla, dünyada ve turkiye'de olanlarla ilgili olarak bu. Son 1 senedir de dunyada olup bitenler bayagi domine eder oldu duygu ve dusuncelerimi. Insanlik olarak nereye gittigimizi sorguluyorum. AI ve robotlar bizim icin tehlike mi diye dusunurken, bizzat insanligin kendisi icin en buyuk tehlike oldugunu goruyoruz. Tabii AI ve robotlar neden te...

gecen sene bu zamanlar

bir yol telasi, bir yeni hayata baslangic heyecani, bir birakip gitme huznu, bir tanimlanamayan ama tartsan 100kg gelecek duygu yogunlugu... 15 Ocak'ta Londra Stansted'tan ilk girisim, ay sonunda donup evi kapatirim, isimden ayrilisimi tamamlarim derken, sinirlarin kapatilmasi ve Subat sonuna kadar burada kalisim. O periyotta ev tutarak, buradaki yerlesikligimin ilk resmi adimini atmam, duygu dalgalanmalari, kopuslar, donusler, alismalar, ozlemeler, aglamalar-ama deli gibi, kavusmalar, hastaliklar, mutluluklar-sanki hep oyleymisiz gibi, geriye geriye gelisler derken burada tekrar tasinmam ve sanki hem goz acip kapayincaya kadar, hem 3 sene gibi gecen 1 sene. bazi seyler hic degismezken, cok seyler de degisti. birak satir aralarini, kelime aralarinda yazmadiklarimdan 50 sayfa daha cikar. kendi hayatimin senaryosunu ben yazsam (biz yazmiyor muyuz zaten?!) boyle olmazdi, ama simdiye kadar iyi ve kotusuyle butun olarak bakinca fena gitmemis. hele su siralar sahnelenen kisim cok iyi...