çocukken lunaparka* gittiğimizde en favori yerim "çarpışan oto" tarafıydı. "çarpışan oto" kullanmaya bayılıyordum, özellikle çarpıştırmamaya çalışarak alanın içinde dört dönüyordum. ne kadar az çarpışırsam o kadar iyiydi. ama mutlaka beni gözüne kestiren birileri çıkıp beklemediğim bir anda arkadan, yandan daaan! diye geçiriveriyordu. o durumları da seviyordum. kahkahalar atıp eğlenmek işte. bir de daha küçük olduğumuz zamanlarda sevilen atlıkarınca mevzusu var. hangi hayvanı seçeceksin önemli, at olmalı mesela. sonra hangi renk atı seçeceksin o da önemli, yeşil, kırmızı, siyah. kendiliklerinden hiç bir yere gitmeyen, hızları tamamen eşit, at, tavşan, fil vs arasından seçim yaparsın. bazı lunaparklarda direk yukarı aşağı da hareket eder ama tüm hayvanlar aynı hızla ilerler sonuçta. yine de önemlidir çocukken, hangi hayvan, hangi renk. sıra beklerken, binmek istediğin siyah atı tutturabilmek için anne-baban atlıkarıncanın duracağı noktayı tahmin edip, siyah ata en ya...
her ne olduysa işte, Londra'ya geldim